Yıllardır Süren Adalet Mücadelesi ve Bitmeyen Evlat Acısı
Muğla'nın incisi Bodrum'da, 21 Temmuz 2010 gecesi turizmci Ahmet Bayer'e ait villanın 6,5 metre yüksekliğindeki balkonundan düşerek trajik şekilde hayatını kaybeden 2003 Türkiye Mankenler Kraliçesi Aslı Baş’ın ölümünün üzerindeki sır perdesi hâlâ aralanabilmiş değil.
Beraat kararının Yargıtay tarafından bozulmasının ardından Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlanan dava, Baş ailesinin mazeret bildirmesi sebebiyle 21 Ocak 2027 tarihine ertelendi.
Tam 16 yıldır hukuk mücadelesini pes etmeden sürdüren acılı baba Mehmet Yavuz Baş, kızının intihar etmediğini, planlı bir cinayete kurban gittiğini haykırarak adalet bekleyişindeki çaresizliği ve öfkeyi bir kez daha gözler önüne serdi.
"Dava Başladığında 62 Yaşındaydım, Şimdi 78"
Rahatsızlığı nedeniyle son duruşmaya katılamayan baba Mehmet Yavuz Baş, Antalya'daki evinden yaptığı açıklamalarla yürekleri dağladı.
Aradan geçen 16 yıla rağmen kızının telefonundaki kayıtların teknik gerekçelerle bir türlü çözülemediğini vurgulayan acılı baba, adaletin gecikmesine tepki gösterdi.
Sürecin kendisini bedenen ve ruhen çok yıprattığını belirten Baş, yaşadığı çaresizliği şu sözlerle ifade etti:
"Kızımın telefonundaki kayıtlar 16 senede çözülemez duruma geldi. 16 senedir biz bir hukuk mücadelesi veriyoruz. Onun çözülmesi, teknik sorunların giderilmesi, o telefon konuşmalarının ne olduğu, teknik olarak ortaya çıkması için araştırma yapıldı.
Bir sonuç alınamadı. Ve Yargıtay'ın beraat kararını bozmasından sonra üç mahkemeye girdik. Dördüncü mahkemede ben rahatsızlandım.
Gidemeyecek durumdaydım. Avukatlarım ile mazeret bildirerek bu mahkemeye katılamadık.
Dava başladığında 62 yaşındaydım, şimdi 78. Benim ölümümü mü bekliyorlar? Ben ölünce mahkeme bitecek mi? Adalete olan inancım bugün olmazsa yarın tabii ki sonuçlanacak. Mazlumun ahı indirir şahı. Benim ahım var."
Çelişkili İfadeler ve Olay Gecesi Yaşanan Şüpheler
Olay gecesi yaşanan gariplikleri ve tanık ifadelerindeki bariz çelişkileri tek tek anlatan baba Baş, cinayet şüphesini güçlendiren detaylara dikkat çekti.
Olay anında 112 Acil Çağrı Merkezi ile yapılan görüşmede sağlık görevlilerine yanlış bilgi verildiğini ve müdahalenin geciktirildiğini iddia eden Mehmet Yavuz Baş, şunları söyledi:
"Cinayetin işlendiği gece 112 aranıyor. Oradaki eleman, 'Ne var?' diyor. 'Bir düşme hadisesi var. Merdivenlerden düştü, kafası kanıyor' diyor.
'Kim bu?' 'Müşteri.' 'Evet, müşteri.' diyor. Aslı'dan bahsediyor. Ambulans üç saat sonra geliyor. Yani bu arada da benim görüşüm, benim tahminim, ölmesi bekleniyor.
Merdivenlerden düştü, başı kanıyor dediğiniz insan kendini nasıl yüksekten atıp da intihar etti deniyor? Şahitlerden bir tanesi diyor ki, 'Çit bitkisini balıklama atladı.'
Bir tanesi diyor ki, 'Sportif atladı.' Diğer bir tanesi diyor ki, 'Bitkileri araladı, arasından...' Bakın, bu yüksekliği bir metre, eni 80 santim bir bitkiden üzerinde entarisi olan bir kişi buradan balıklama dahi atlasa eteği oralardan bir yere takılır, yırtılır.
Böyle bir şey de yok. Zaten bunlar da saklanmış, gizlenmiş. Yani elbisesi de verilmedi. Yırtık da yok zaten. Öyle bir şey de söz konusu değil."
"Biz Ateşin Düştüğü Yerde Değil, Ateş Altında Kaldık"
Kızının hayat dolu, doğaya ve yaşamaya tutkuyla bağlı bir insan olduğunu gözyaşlarıyla anlatan acılı baba, ailece yaşadıkları tarifsiz yıkımı dile getirdi.
Hayat sevinçlerinin ellerinden alındığını belirten acılı baba, adalet tecelli edene kadar mücadeleyi bırakmayacağını vurgulayarak açıklamasını şu dokunaklı cümlelerle tamamladı:
"Onun canına kıyanlar da kendilerine göre, affedersiniz, psikopat. Benim kızım dünya güzeli. Yani fizikselden hariç, ölümünden üç dört gün evvel doğaya teşekkür ediyor.
Yani yaşama teşekkür ediyor. Her şeyin çok güzel olduğunu, dünyaya pozitif olarak baktığı için teşekkür ediyor her şeye. Bu sevgimizi elimizden aldılar.
Bize dünyayı kapkara yaptılar. Yaşama sevincimizi elimizden aldılar. Dünya kapkara bir hâl alıyor. En büyük acının evlat acısı olduğunu biz de tattık.
Yani ateş düşmüyor, ateşi düşürüyorlar. Ateş ediyorlar bize. Biz ateşin düştüğü yerde değil, ateş altında kaldık."