1. YAZARLAR

  2. Hasan İLHAN

  3. İsrail–İran Geriliminin İslami Perspektiften Analizi: Adalet, Fitne ve Ümmetin Sorumluluğu
Hasan İLHAN

Hasan İLHAN

İsrail–İran Geriliminin İslami Perspektiften Analizi: Adalet, Fitne ve Ümmetin Sorumluluğu

A+A-

İsrail–İran Geriliminin İslami Perspektiften Analizi: Adalet, Fitne ve Ümmetin Sorumluluğu
Giriş
Orta Doğu’da son yıllarda tırmanan gerilim, özellikle İsrail ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar ve vekâlet savaşları sonrasında yeni bir safhaya ulaşmıştır. Gelinen noktada bizzat İran’ın düşmanla baş başa çatışması kaçınılmaz olmuştur. Bu savaş yalnızca jeopolitik bir güç mücadelesi değil; İslam ahlakı, savaş hukuku ve ümmet bilinci açısından da değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir meseledir.
İslam düşüncesi, savaş ve barış konularını güç dengesi üzerinden değil; adalet (adl), ıslah, maslahat ve fitnenin önlenmesi ilkeleri çerçevesinde ele alır.
1.    Kur’an’da Savaşın Meşruiyeti ve Sınırları
Kur’an-ı Kerim’de savaş izni savunma şartına bağlanmıştır:
“Size karşı savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın; fakat haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara 2/190)
Bu ayet, savaşın meşruiyet şartlarını ortaya koyar:
Savunma amacı
Orantılılık
Sınırların aşılmaması
Bir diğer ayette ise barış önceliği vurgulanır:
“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et.” (Enfâl 8/61)
Bu çerçevede İslam’da savaş, sürekli bir çatışma hali değil; zorunlu durumlarda başvurulan istisnai bir araçtır. İran kendi halkını savunmak emperyalistlerin saldırılarını cevaplamak durumundadır. Dünya düzeni yıkılmıştır. BM'nin hiç bir fonksiyonu kalmamıştır. İsrail ve ABD'nin yaptıkları yanına kar kalmamalıdır.
Peygamberimiz Hz Muhammed’in uygulamalarında da sivil halkın, çocukların, kadınların ve ibadethanelerin korunmasına dair açık talimatlar bulunmaktadır. Bu yönüyle modern savaş teknolojilerinin geniş çaplı yıkım potansiyeli, İslami savaş ahlakı açısından ciddi tartışmalar doğurmaktadır. ABD ve İsrail’in bugüne kadar Gazze’de yaptığı katliamlar ve İran’da Savaşın ilk günü kız çocuklarının eğitim gördüğü bir okulun vurulması batının bir savaş ahlakının olmadığının en açık göstergesidir. Yaptıklarının bedelini ödemeleri elzemdir.
2.    Fitne Kavramı ve Bölgesel Çatışma
Kur’an’da “fitne” kavramı, toplumsal düzeni bozan ve büyük yıkıma sebep olan durumlar için kullanılır:
“Fitne öldürmekten beterdir.” (Bakara 2/191)
Müslüman toplumlar arasındaki mezhepsel ve siyasi temelli çatışmalar, ümmet bütünlüğünü zedeleyen fitne unsurlarıdır. İsrail–İran geriliminin Suriye ve Lübnan gibi coğrafyalarda bugüne kadar süren dolaylı çatışmalar üretmesi, bölgesel istikrarsızlığı fazlasıyla derinleştirmişti.

İmam Ebu Hamid el-Gazali, devlet otoritesinin temel amacını “dinin ve dünyanın korunması” olarak tanımlar. Ona göre siyasal kararlar, toplumun bütününü koruma ilkesine dayanmalıdır. Uzun süreli çatışmaların toplumsal düzeni bozması, Gazâlî’nin maslahat anlayışıyla bağdaşmaz. Suriye özelinde Haştı Şabi milislerinin ortaya koydukları icraatlar oradaki halkların İran’dan nefretini sağladı. İran’ın Şia’yı ön planda tutması Ümmet bilincini zayıflattığı gibi coğrafyada İsrail’e karşı yeterince destek bulmasına da engel oldu. Bugün gelinen noktada İsrail ile İran arasındaki çatışmada İran’ın aldığı yaraların Ümmet bilinci ile sarılması gerektiği halde maalesef bazı şiadan zarar görmüş yaralı  müslümanların caminin hoparlöründen ilan ederek sevinç naraları atması düşünülmesi gereken ibretlik bir durumdur. İsrailin arzusu da budur.
3.    Maslahat ve Makâsıdü’ş-Şeria
İslam hukukunda temel amaçlar (makâsıd) şunlardır:
Canın korunması (hıfzun-nefs)
Dinin korunması
Aklın korunması
Neslin korunması
Malın korunması
İmam Ebu İshak eş-Şâtıbî, kamu yararının (maslahat) şeriatın temel gayesi olduğunu belirtir. Eğer bir savaş, bu beş temel değeri ciddi biçimde tehdit ediyorsa, o savaşın meşruiyeti yeniden değerlendirilmelidir. İran’ın İsrail’e karşı verdiği mücadele İslam ümmetinde sevince dönüşüp karşılık bulması gerekirken mezhebi taassup nedeniyle İran’ın bölgede yaptığı hatalardan kaynaklı olarak İsrail’in rahat nefes almasına sebep olmaktadır.
Modern çatışmaların:
Sivillerin ölümüne,
Ekonomik yıkıma,
Göç krizlerine,
Psikolojik travmalara
Yol açması, makâsıd perspektifinden ciddi bir problem oluşturmaktadır.
Amerika’nın ve İsrail’in yürüttüğü savaşın ahlaki bir temeli ve hukuki dayanıkları söz konusu olamaz zaten barbar batı medeniyeti Epstein  belgeleri ile çökmüştür.
4.    Adalet İlkesi ve Ahlaki Tutarlılık
Kur’an’da adalet evrensel bir ilkedir:
“Ey iman edenler! Kendinizin, anne-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa adaleti titizlikle ayakta tutun.” (Nisâ 4/135)
“Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” (Mâide 5/8)
Bu ilke, çatışma ortamında dahi adaletin terk edilemeyeceğini ortaya koyar. Filistin meselesi bağlamında adalet talebi meşru olmakla birlikte, bu talebin başka coğrafyalarda yeni zulümlere zemin hazırlamaması gerekir.
İbn Teymiyye, “Allah adaletli devleti ayakta tutar; zalim olanı ise yıkar” ifadesiyle adaletin siyasal varoluş için zorunlu olduğunu vurgular. Bu yaklaşım, tarafların güç rekabetinden ziyade adalet merkezli bir siyaset üretmesi gerektiğini göstermektedir. Amerika’nın ve İsrail’in güçten başka bir kuvvetle durmaları mümkün değildir. Bütün yıkımlara rağmen İran’ın gösterdiği performans İslam ümmetinin kalbine bir nebze de olsa su serpmiştir.ABDnin kayıpları , İsrailin beklemediği zayiat yürekleri serinletti inşallah kendilerini yenilmez gören ve kurdukları kubbeleri geçilmez gören zalimler yerle bir olacaklardır.
5.    Ümmet Bilinci ve Mezhep Siyaseti
Kur’an’da:
“Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât 49/10)
Ayetinin ortaya koyduğu ilke, mezhep ve etnik farklılıkların üstünde bir birlik çağrısıdır. Ancak modern siyasal rekabetler, mezhep kimliklerini araçsallaştırarak bölgesel ayrışmayı derinleştirebilmektedir. Körfezdeki kukla devletler Amerika’ya sırtlarını yaslayarak artık rahat bir uyku uyuyamayacaklarını görmüş oldular.
İmam Mâverdî, siyasal otoritenin görevinin “dini korumak ve dünyayı düzenlemek” olduğunu belirtir. Bu bağlamda mezhep temelli gerilimlerin derinleştirilmesi, İslam siyaset düşüncesinin temel hedefleriyle çelişmektedir. Bu devletler halklarıyla barışık İslam’ın izzetini muhafaza eden büyük şeytanı ve katil İsrail’i reddeden bir politikayı geliştirmek durumundadırlar.
Sonuç
İslami perspektiften değerlendirildiğinde İsrail–İran savaşı: İran’ın meşhur müdafa hakkı bulunmaktadır.Fakat savaşın bölgede oluşturduğu atmosfer
Fitne riskini artırmaktadır.
Ümmet bilincini zayıflatmaktadır.
Makâsıdü’ş-şeria ilkeleri açısından ciddi tehditler barındırmaktadır.
Adalet ilkesinin evrenselliğini sınamaktadır.
Kur’an ve klasik İslam âlimlerinin yaklaşımı; savaşın son çare olması, sivillerin korunması, maslahatın gözetilmesi ve adaletin evrensel ölçü olarak kabul edilmesi yönündedir.
Dolayısıyla İslami perspektif, güç eksenli değil; adalet ve ıslah merkezli bir çözüm anlayışını öne çıkarır. Diplomasi, itidal ve ümmet içi diyalog, bu çerçevede öncelikli yollar olarak görülmelidir. Amerika’ya ve İsrail’e hiçbir İslam ülkesi hava sahalarını açmamalıdır. İsrail’in yıkılması için ümmetin gücü birleştirilmelidir. İran bağırsaklarını temizlemeli içindeki Mossad ajanlarını derdest etmeli. Ülkenin bir numaralı üst düzey yetkililerinin katledilmesinin intikamı ancak İsrail’in yıkılışı ile alınabilir. Bu konuda ümmet İran’ın yanında taraf olmalı zalime karşı tek yumruk olarak saf bağlamalı ki İran yakıldığında sıra kendilerine gelmesin.Selam ve dua ile.

Hasan İlhan /Alanya

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum